Geçtiğimiz günlerde Ulaştırma Bakanı sayın Binali Yıldırım kulübümüzü bir kez daha ziyaret etti. Bu onun yakın zamanlarda bize yaptığı ikinci ziyaretti. Birincisi sayın Taşpınar döneminde Haziran ayında gerçekleşmişti. Daha sonra da Ahmet başkan, Namık ve Özgür ile temmuzda Ankara’ya giderek onunla bir kez daha görüşmüştü. (Ayrıca Binali Bey, Karşıyaka ile de ilgileniyor ve yanlış hatırlamıyorsam kongre üyesi de olmuştu.)

Peki kimdir Binali Yıldırım? Kendisi 2002 yılından beri hükumetin Ulaştırma Bakanı. Ülke tarihinin en icracı bakanlarından. 2002 yılından bu yana neredeyse köy ve kasaba yollarını bile duble hale getirmeye ant içmiş, 1950′den beri çivi çakılmamış demir yollarına hızlı treni getirmiş, var olan konvansiyonel demir yollarını rehabilite etmeye çalışmış, fiber internet ve 3g gibi iletişim teknolojilerini ve hava yolu ulaşımını yaygınlaştırmış bir devlet adamı. Belki de Ak Parti’nin en sevilen bakanı. İzmir’de de 1990′lardan beri hayal edilen ama nedense bir türlü gerçekleştirilmeyen İngilizlerden kalma 150 yıllık demir yolunun rehabilite edilip, belediye ile ortak elektrikli tren işletmesinin önünü açan ve projeyi hızlandıran kişi.

Peki ne yapıyor sayın Yıldırım? Seçimlerde İzmir’den aday gösteriliyor, Altay ve Karşıyaka’yı ziyaret ediyor, seçimden sonra bir kez daha bizi ziyaret edip yönetim kurulumuzun taleplerini ve projelerini not alıyor. Peki bunda bir sorun var mı? Ya da sorun bunun neresinde? Ya da Binali beye gitmeyelim de kime gidelim?

Bugün üst ve alt liglerde yığınla kulüp belediye ya da vilayetlerinden seçilen milletvekillerinin ya da bakanlarının desteğini alıyorsa, birçok kulüp mali sorunlarını sponsorlarla çözüyorsa biz neden Binali beyin desteğini elimizin tersiyle itelim? Bu işler bakansız, vekilsiz, sponsorsuz, belediye desteği olmadan çözülüyorsa biri anlatsın o zaman. Fakat sadece bize değil, kendine ait metropol ilçe belediyeleri olan ve her fırsatta taraftarları yeterli destek alamadığından şikayetçi Karşıyaka ve Buca’ya da anlatsın. Onların en azından kendi kulüpleriyle aynı ismi taşıyan bir beldeleri var. Peki bizim neyimiz var?

Cidden soruyorum madem Binali beyi uygun görmüyorsunuz kime gidelim? Yıllarca İzmir’de en çok oyu almış diğer siyasi partiye mi? Onların il idare örgüt üyelerinden kaçı İzmirli? Kaçı Altay’ı, Göztepe’yi, Altınordu’yu, Karşıyaka’yı vesaireyi biliyor, kaçı bu takımların taraftarı. Görmüyor musunuz bu şehirde yaşayanların çoğu İstanbul’un 3 büyüklerini tutuyor. 1980′lerden beri iç göç yüzünden şehrin demografik yapısı değişmiş, eski İzmir’den İzmirliden eser var mı? O çok övündüğümüz güzelim Fuar bile gündüz vakti ortalıkta başıboş dolaşan beygir iriliğindeki köpeklerin cirit attığı virane bir yere dönüşmüş. Hilal sahasının son halini hiç gördünüz mü?

Hadi cevap verin, destek için kime gidelim? En ufak bir pürüzde Sarnıç arazisini Göztepe’ye vermek isteyen Gaziemir belediyesine mi, profesyonel liglerde ille de kendi belde adını taşıyan bir takımın hayalini yıllardır kuran Bornova belediyesine mi? (Bkz: Aysel Bayraktar dönemi Yeni Bornovaspor macerası) Kime gidelim? Sınırları içinde Göztepe, İzmirspor ve Altınordu da bulunan Konak veya Karabağlar Belediyesine mi? Yoksa sayın Taşpınar’a bir türlü randevu vermeyen daha üst düzey belediye yetkililerine mi?

Peki asıl tehlikenin ne olduğu görülüyor mu? Eğer mali sıkıntılar hafiflemez ise geçtiğimiz aylarda yaşadığımız Ayaydın olayında olduğu gibi, herhangi bir sermaye grubunun Altay’ı satın almak için teşebbüste bulunma ihtimali hiç mi rahatsız etmiyor bünyenizi. Göztepeli dostlarımız Yeni-Asır birleşmesinin olduğu son kongrede konuşulanları bir anlatsalar kanınız donar. Bana anlattılar. Öyle sanıldığı gibi sermayenin İslamcısı-Laiki, Anteplisi-Selaniklisi değişik olmuyor. Sermaye sermayedir. Ele geçirir, kendi kafasına göre yönetir, Türkiye gibi ekonomisi henüz oturmamış ülkelerde de bir müddet sonra bırakır gider ya da bırakmaya mecbur olur. (Bkz: Uzanlar, Bilginler)

Önemli olan kimseye tabi olmadan sportif faaliyetlerimizi özgürce yürütmektir. Gerisi teferruattır. Bir bakarız ilk yerli üretim olan tanka Altay adı verilir gururlanırız, onurlanırız. Bir bakarız 2001 Diyarbakır rezaletinin ayrıntıları dökülür ortalığa, bizim sırtımıza basıp Diyarbakır’ı şampiyon yapanların arasında pek Atatürkçü geçinen yüksek rütbeli subayları da görür onların namına utanırız. Hayat böyle ne yapalım. C’est la vie.

Orhan BERENT

Kaynak: Orhan Berent – Siyah Beyaz Blog

Arkadaşlarınızla Paylaşın:
  • Print
  • Add to favorites
  • Facebook
  • Twitter
  • MySpace
  • Tumblr
 

1 Yorum var

  1. okan can diyor ki:

    ağzına sağlık,bunun ötesine ne denir ki?
    umarım bu yazıdan bir gıdım bile olsa ders alan olmuş,utanan utanmıştır.(sanmam ya neyse..)
    altay hep büyüktü ve büyük kalacak..

Yorum Yapın